Selamünaleyküm,

Sevgili gençler, öncelikli dileğimiz Rabbimizin, yazdığımız ve düşündüğümüz şeyleri kendimizin de yaşamasını nasip etmesidir.

Allah-u Zülcelâl ve tegattes hazretleri abdest alırken başın dörtte birini mesh etmekle bütün bir başı temizlenmiş kabul ediyor. Dünyayı da bir başa benzetirsek altı milyarlık dünya nüfusunun bir buçuk milyarını yani toplam insan sayısının dörtte birini Müslümanların oluşturduğunu görürüz. Bu oranlamaya göre dünyanın temiz ve sulh-u selamet içerisinde olması gerekir. Fakat değil! Peki, sebebi ne? Müminlerin kendini hakka adayacak kadar şuurla dinlerine sarılmadıkları ve cihadı ihmal ettikleri için…

Hele hele bütün İslam dünyasına lokomotif olması gereken ülkemizin ve insanımızın derdi ne ki dininden uzaklaşmış ve başka fikir akımları içerisinde yuvarlanıp gidiyor?!

İnsanın su misali kıvrım kıvrım aktığı şu fani dünyada onun yönünü belirleyen kıvrımlar hangi faktörlerdir?

Şöyle bir bakıyorum da; Üstat Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü’nü yazdığı dönemde, Müslüman’ım, diyen ülke insanı dinsizlik hastalığına yakalanmış ve dönemin şuurlu, iman eri olan aydınları da bu hastalık ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Türk insanını madde planında kurtardıktan sonra ruh planında helak edici bir dönemin yaşanmasıdır buna sebep.

O dinsizlik hastalığı ki, İnsanımıza dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı olmayı; bu milletin, yol ve varlık sahibi son peygamber A.S efendimizin izindeyken aşk, vecd, fetih ve cihan hâkimiyeti ile devlet-millet hayatını birleştirerek dünyaya ne büyük çapta bir liderlik ettiğini unutturmuştur.

İşte Ey Genç insan! Sen kendini hakka adamadan dinsizlik hastalığından kurtulamaz yüz üstü sürünmeye mahkûm olursun.

Geçmişteki kendini hakka adayan büyüklerimizin verdikleri mücadele maya tutmaya başlayınca bu milleti dinsizlik silahıyla parya yapmaya çalışan mihraklar, bu sefer de “OLUŞTURULMUŞ DİN” hastalığını icat ettiler! Ve hayat samimi Müslümanlar için suyun yokuşu çıkması gibi zor bir kıvrıma geldi. 1960 - 1980 darbeleri ve 28 Şubatlar, kurşundan bir yük misali Müslümanların köpükten gövdesine biniverdi. Öyle mücadeleler gerekti ve öyle sıkıntılar çekildi ki suyun yokuşu sökmesinden daha çetin oldu. Fakat Hak geldi bir kere. “جَاء الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ…“[1] Batıl zail olmaya mahkûmdur. Yeter ki sen kendini hakka ada.”إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً…”[2] Çünkü “Batıl zaten zail olucudur.”

Siz ümit neslisiniz. İslam ne kadar hor görülmeye, öksüz bırakılmaya çalışılsa da bu davanın büyüklüğünü idrak edip irfan ehli olduğunuzu göstereceksiniz.

Siz ey hakka adanmış gençler! Sizler geçmişteki samimi emeklerin ürünü birer yıldızsınız. Onlar istemese de Rabbimiz inşallah nurunu tamamlayacak ve bu din İNDİRİLMİŞ BİR DİN olarak kalacaktır. İndirilmiş dini, indirildiği şekilde sizler anlatacaksınız. Öylesine adayacaksınız ki kendinizi, bu dini, mukaddes bir yük olarak gelecek nesillere en doğru şekilde siz taşıyacaksınız. Ne rütbe ne de mal bekleyeceksiniz. Öyle ya bu mukaddes dine hamal olmanın karşılığı ancak cennet olabilir. Bu dünyada aşınız zehirle de pişse onu bu dini taşıma uğruna cennet taamı olarak kabul edeceksiniz. Belki sizler ayrı kalacaksınız bu yükü taşımak uğruna anadan, vatandan, arkadaştan; ama bu ayrılık kısa bir dünya sürgünü ve cennete buluşmanın bir başlangıcı olacak. Öyle çalışacaksınız ki ne bu dünyada ne de öbür dünyada dövüneceksiniz. Ve siz bu dini indirildiği gibi anlatıp yaşadıkça, kıyısında Yunus Emreler gezen bir vatan, ardında çil çil kubbeler saçan ordular meydana getireceksiniz. Sizler toplumu Nil nehri gibi cömert, Tuna nehri gibi yemyeşil yapacaksınız.

Evet, nihayet sizinle dönecek giden şanlı akıncı yurduna. Öyle bir dönüş ki mermerlerin nabzında çarpar olacak tekbir. Deli rüzgâr yalnızca “Allah bir” sedasını getirecek. Artık hiçbir bilmece girift olmayacak; hiçbir gece kandillere katran dökemeyecek.

Kendini hakka adayan gençler olarak vatan sathına yayılıp ibadet neşesiyle kitaplar yazacak, salon salon dolaşıp, köy-kent gezip anlatacaksınız İslam’ı kaynağından ve indirildiği gibi.

Siz, “ey millet! Hakka köleliktedir halis hürriyet!” diyeceksiniz. Kurtaracaksınız milleti vicdan azabından, çünkü kulluğu idrak etmelerini sağlayacak ve üç beş damla kandan ibaret olduklarını fark ettireceksiniz. Ve hayatın yine hayata kurduğu pusuya siz pusu kuracaksınız. Biliyorsunuz ölümlüdür, zail olucudur yalan. Ölümsüz gerçek sizin elinizle parlayacak üzerimizde. Hayat süren leşlere yer bırakmayacaksınız bu dünyada. Çünkü siz onlara da öğreteceksiniz kimin dirilteceğini.

Siz masum Anadolu’nun saf çocuklarısınız, Allah yolunun divanesi olmakta da yalnız değilsiniz. Yeter ki kendinizi hakka adayın! Bütün bir millet gözyaşlarıyla ıslatır o hamuru ve sizi doyuracak ekmeği mutlaka yapar.

Böylece dünya artık eskisi gibi gitmeyecek; kimse küfrün ve kâfirin kurduğu dünya düzeninde olduğu gibi kendisini -dinsiz bile olsa- akrebin kıskacında hissetmeyecek. Çünkü ümit nesli hakka adanmışlıkla gaflet uykusuna yenik düşmeyecek. Masum Anadolu toprakları suyun hasretiyle yanmayacak; çünkü sizler suyu havuzdan tabutlardan çıkarıp o toprakla buluşturacaksınız. Siz suya nasıl kıvrılacağını, insana nereden gideceğini öğreteceksiniz.

Ve ayağa kalkacak insan. Eteğinden tutunacak alemlerin efendisinin. Bir daha da yüz üstü sürünmeyecek!

 

Siz de fark etmişsinizdir ki bu yazı Üstat Necip Fazıl fikriyatını benimsemiş bir ağacın meyvesidir. Özellikle de Sakarya Türküsü’nün nesir düzeyinde âcizane yorumu olarak da görebiliriz. Adanmışlık deyince, bunun en büyük örneği, o şairler sultanı, meşhur insandan faydalanmamak büyük bir eksiklik olacaktır bana göre. Gençlerin de onu bilip, anlayıp, cihat yolunda o pınardan beslenmeleri ümidiyle… Allah’a emanet olun.

Allahın selamı üzerinize olsun…

 

 



[1] İsrâ Sûresi, 81. ayet

[2] İsrâ Sûresi, 81. ayet

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner172

banner150