Tarım arazilerine konut yapılmasını yasaklayan yeni düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte, bu adımın tarım topraklarını koruma amacı taşıdığı belirtilse de, sahadaki gerçekler dikkate alındığında önemli eksiklikler barındırdığı ifade ediliyor. Özellikle kırsal yaşamın sürdürülebilirliği ve genç nüfusun köylerde kalması hedefleniyorsa, konut ihtiyacının göz ardı edilemeyeceği vurgulanıyor.
Mevcut yapılaşma alanlarının yetersizliği nedeniyle köylerde yaşayan gençlerin kendi arazilerine ev yapmak zorunda kaldığına dikkat çekilirken, alternatif yerleşim alanları oluşturulmadan getirilen yasağın adil olup olmadığı sorgulanıyor. Eğer köylerde yeni yerleşim alanları planlanmamış ve vatandaşlara yaşanabilir alanlar sunulmamışsa, kendi arazisine ev yapan bireylerin suçlanmasının doğru bir yaklaşım olmadığı, bunun yerine yeni mağduriyetler doğurabileceği belirtiliyor.
Kırsal Yaşam ve Üretici Perspektifi
Bu düzenlemenin hazırlanma sürecinde köy halkının ne ölçüde sürece dahil edildiği de tartışma konusu. Köylerin sadece üretim alanı değil, aynı zamanda bir yaşam alanı olduğu unutulmamalıdır. İnsanlar doğdukları yerde yaşamak, üretmek ve geleceklerini kurmak istiyor. Bu nedenle, yasaklamadan önce çözüm üretilmesi gerektiği, her köy için planlı yerleşim alanları oluşturulması, imar düzenlemeleri yapılması ve vatandaşlara alternatifler sunulması gerektiği ifade ediliyor. Aksi takdirde, bahçesine ev yapan vatandaşa 'yık' demek kolay olsa da, o insanın nerede yaşayacağını düşünmenin de kamunun sorumluluğu olduğu vurgulanıyor.
Yeni düzenlemenin, şehirde yatırım ve rant amacıyla hareket edenlerle, geçimini topraktan sağlayan köylü ve çiftçiyi aynı kefeye koymaması gerektiği belirtiliyor. Üretim yapan çiftçinin evi, ambarı, ahırı ile 'hobi bahçesi' adı altında tarım dışı kazanç elde eden yapıların açıkça ayrıştırılması gerektiği, aksi halde üretim yapan kesimin cezalandırılırken, tarım arazileri üzerindeki rant baskısının devam edeceği ifade ediliyor.
Sonuç olarak, kırsalda yaşamı sürdürülebilir kılmak için üreticiyi koruyan, destekleyen ve gerçekleri esas alan bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği belirtiliyor. Devletin yeni toprak düzenlemesini, üretimi zayıflatan değil, güçlendiren bir anlayışla yeniden ele alması, iç içe girmiş sorun yumağının sadeleştirilmesi, rantçıların doğal kullanıcılardan ayrıştırılması ve yeni mağduriyetlere yol açmadan çözüm üretilmesi gerektiği vurgulanıyor.