Mesele gerçekten ağaç değilmiş!

Mahkeme dün Osman Kavala'nın da aralarında bulunduğu ünlü Gezi davası sanıkları hakkında kararını verdi. Geçtiğimiz duruşmada müebbet hapis cezası istedikleri sanıkları beraat ettirdi.

Ülke ikiye bölünmüş durumda...

Gezi'ciler "barışçıl bir eylem yaptığımız tescillendi" diye seviniyorlar.

Karşı taraftakilerse "o zaman yaşadıklarımız neydi" diye sitem ediyorlar.

Davanın başından beri analizlerimi yargılanan isimler üzerinden yapmadım. Dolayısıyla şimdi de bu kararı Gezi'nin aklanması olarak okuyorum.

Zira iddianamenin "sığlığından" yakınmamın nedeni de bugünkü sonucun geldiğini okumamdı.

Ama kimseye dinletemedik.

Hatta hukuki sürece dair eleştirilerin yapılmasını ve bazı "özensizliklerin" altının çizilmesini "liberal takıntı" diye değerlendirenler bile oldu.

Tıpkı, ezberleri tekrarlamanın en güvenli yol olduğuna dair reflekslerin depreştiği her kritik olayda olduğu gibi.

Keşke bu olayda aynı hatalara düşmeseydik.

Ancak, mahkemenin birebir şahıslar hakkındaki kararı ne olursa olsun Gezi'ye dair kamuoyunun geniş kesiminin kanaati bellidir.

Vatandaşların hayatını kaybettiği, kamu görevlilerinin yaralandığı, milyarlarca dolarımızın hortumlandığı o günler organize bir faaliyetin bir ürünüdür.

Ve hedef, ilk günlerde bazı vatandaşları da cezbeden ağaç hassasiyetiyle de alakalı değildir. Amacın 17-25 Aralık operasyonuyla devam ettirilecek bir süreç sonucunda, Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı adaylığının engellenmesi olduğu ortadadır.

Olayları körükleyen oyunculardan Mehmet Ali Alabora'nın o günlerde söylediği "mesele iki ağaç değil sen hâlâ anlamadın mı" şeklindeki itirafı da geyik konusu değildir.

Bu yüzden şimdi karşımıza çıkıp "hayır tek mesele iki ağaçmış" diyen yargımız hiç kusura bakmasın.

Bu arada daha önce 2007 yılında benzer bir operasyonla (Cumhuriyet mitingleri) Cumhurbaşkanlığı adaylığı engellenmek istenen Abdullah Gül'ün Gezi Mahkemesi öncesi ihsası reyi de ibretlik olarak tarihe geçti.

"Tren kaçmadan" Gezi'yi desteklediğini ilan etmenin telaşına herkesten önce düşen Gül'ü takiben, Ahmet Davutoğlu'nun yaptığı açıklamayı da unutmamak lazım.

Atanmamış başbakanımız da "Gezi mağduru" olduğuna dair şikâyetini geri çekmiş.

Yoksa "atanmamış Cumhurbaşkanımız" mı demeliyim?

Öyle ya, Erdoğan'ın adaylığı engellenebilseydi Türkiye'yi Cumhurbaşkansız "komazlardı" değil mi?

Tıpkı 15 Temmuz'da Erdoğan'ı ortadan kaldırmayı başarabilselerdi, bizi başsız komayacakları gibi...

Sahi, Gül ve Davutoğlu arasındaki husumete varan rekabetin asıl sebebi hakkında hiç düşündünüz mü?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner160

banner207

banner254